Milliyetçilik Paradoksu

“Biz”i güçlendirmek için çoğu zaman bir “öteki” yaratır.

Çoğumuz milliyetçi duygularla büyüdük fakat hiçbir siyasetçi bize aylarca MR sırası beklerken aynı milletteniz gelin bizim gittiğimiz özel hastanede aynı hafta randevu alalım size demedi, ya da milliyetçilikten para kazanan bir siyasetçi ya da işletmeci, aynı milletteniz çocuğunuzu 40 kişilik yıkılmak üzere olan okuldan alıp bizim çocuğun gittiği İngiliz Kolejine gönderelim demedi.

Atatürk’ün zamanında milliyetçilik bir gereksinimdi. Milliyetçilik, monarşiden kurtulmak için bir mücadeleydi fakat o dönem geride kaldı ve geniş bir zaman diliminde milliyetçilik paradoksu ortaya çıktı.

Milliyetçilik paradoksu;

“Birleştirir” ama “Böler”

İçeride tek bir ulus kimliği yaratarak toplumu birleştirme iddiası taşır. Dışarıda ise diğer ulusları “rakip/tehdit” ilan ederek uluslararası düşmanlık besler (Örneğin, 20. yüzyıl Balkan çatışmaları).

“İlericidir” ama “Muhafazakardır”

Modern ulus-devletlerin kuruluşunda ilerici bir dinamik olarak görülür ve feodal yapıları yıkar. Ancak “milli değerler” söylemiyle statükoyu korur, demokratik eleştiriyi susturur. Örnek olarak, Türkiye’de “devlet millet bütünlüğü” vurgusunun otoriterleşmeye zemin hazırlaması verilebilir.

“Barışı Hedefler” ama “Savaşı Meşrulaştırır”

Ulus-devletler, iç savaşları bitirmek için barışçı bir çözüm olarak doğdu. Fakat “milli güvenlik” retoriği, sınır ötesi askeri müdahaleleri (ör: Irak’ın Kuveyt’i işgali) veya iç şiddeti (ör: Myanmar’da Rohingya katliamı) meşrulaştırır.

Önerilen makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir